Türk milliyetçiliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türk milliyetçiliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

TÜRK Büyükleri - Süleyman Paşa

Süleyman Paşa

          Abdülaziz döneminde Türk milliyetçiliğine hizmet eden Süleyman Paşa 1838'de İstanbul'da doğmuştur. Aslen Kastamonuludur. 1859'da Harbiyeyi bitirmiş, Bosna, Hersek, İşkodra bölgelerinde subaylık yapmıştır. 1867'de Girit

Süleyman Paşa
isyanını bastırmış, yarbaylığa yükselmiştir. 1872'de tuğgeneral, 1873'de Askerî Okullar Nâzırı olmuştur. 1876'da mareşalliğe yükselmiş, askerlik ve yöneticilik hayatı uzun ve hareketli geçmiştir. Sultan Abdülaziz'in tahttan indirilmesi ve öldürülmesinde rol oynadığı için II. Abdülhamit'in güvensizliğini kazanmıştır. 1878'de Rus Harbi (93 Harbi) sırasında "Şıpka Kahramanı" lâkabını almış ancak bazı iftiralar üzerine yenilgiye neden olduğu söylenince Bağdat'a sürgün edilmiştir. Ömrünün son 14 yılını Bağdat'ta geçirmiştir. Hayatı
boyunca yeni eserler üretmeye çalışmış, askerî mektepler için birkaç kitap yazmıştır. Abdülaziz'in son zamanlarında askerî okullar için bir umumî tarih hazırlaması istenmiş, kitabın ilk cildi basılmıştır. Eğitim ve öğretim alanında Türkçülüğe hizmeti "Cemiyeti Tedrisiye-yi İslâmiye" üyeliğinde ve özellikle Askerî Mektepler Nâzırlığı yaptığı sürelerde görülmüştür.

Fikirleri ve Kişiliği

          Süleyman Paşa'nın yaptığı araştırmalar dışındaki en büyük hizmeti Askeriye Nazırı (askeri okullar bakanı) olduğu dönemde; okul eğitim ve öğretimine getirdiği "Türkçülük Ülküsü", "Millî Türk Tarihi" anlayışıdır. Tarih alanında verdiği eserlerde, Türk tarihindeki kahramanlıkları sergilemiştir. Türk tarihi üzerinde olduğu kadar Türk dili üzerinde de çalışmalar yapmıştır. Eserlerinde ve yazdığı ders kitaplarında dil ve eğitim sahasında Türkçülüğü gerçekleştirmiştir. Türk milletinin tarihini yabancı kaynaklardan değil kendi öz kaynaklarından öğrenmesinin daha doğru olacağını savunmuştur. Nitekim tarih üzerine yazdığı eserlerin kaynağı da kendi öz kaynaklarımızdır. Bu nedenle tarihe bakış açısındaki farklılığıyla tanınmıştır. Askeri liseler için yazmış olduğu ilmihal de, Arapça ve Acemce kelimeleri kullanmaktan çekinmiş, sade bir Türkçe kullanmıştır.

          Süleyman Paşa'nın en önemli eseri hiç şüphesiz "Tarihi Alem"dir. Bu eseri yazmasını Hüseyin Avni Paşa askeri okullar için istemiştir. Umumî tarih olarak yazılan eserde; Türk tarihinin sadece ilkçağ bölümü yazılmış ve dağıtılmıştır. Ortaçağ ve Yeniçağ bölümleri Süleyman Paşa'nın ölümü nedeni ile yazılamamıştır. II. Abdülhamit devrinde kitap yasaklanmıştır. 1911'de kitap yeniden düzenlenerek basılmıştır. "Tarih-i Alem"de Süleyman Paşa Türk tarihinden saygı ile bahsederken, Türklerin övünülecek kahramanlıklarını yansıtmıştır. İlm-i Sar-ı Türki (Türk Dil Bilgisi) ve Meban-i İnşa (Nesrin Esasları) diğer eserlerindendir.


TÜRK Büyükleri - Namık Kemal

Nâmık Kemal

          21 Aralık 1840'ta Tekirdağ'da doğdu, 2 Aralık 1888'de Sakız Adası'nda öldü. Asıl adı Mehmed Kemal'dir, Nâmık adını ona şair Eşref Paşa vermiştir. Babası, II. Abdülhamid döneminde müneccimbaşılık yapmış olan Mustafa Asım Bey'dir. Annesini küçük yaşında yitirince çocukluğunu dedesi Abdüllâtif
Nâmık Kemal
Paşa'nın yanında, Rumeli ve Anadolu'nun çeşitli kentlerinde geçirdi. Bu yüzden özel öğrenim gördü. Arapça ve Farsça öğrendi. 18 yaşlarında İstanbul'a babasının yanına döndü. 1863'te Babıali Tercüme Odası'na kâtip olarak girdi. Dört yıl çalıştığı bu görev sırasında dönemin önemli düşünür ve sanatçılarıyla tanışma olanağı buldu. 1865'te kurulan ve daha sonra yeni Osmanlılar Cemiyeti adıyla ortaya çıkan İttifak-ı Hamiyet adlı gizli derneğe katıldı. Bir yandan da Tasvir-i Efkâr gazetesinde hükümeti eleştiren yazılar yazıyordu. Gazete, Yeni Osmanlılar Cemiyeti'nin görüşleri doğrultusunda yaptığı yayın sonucu 1867'de kapatıldı. Nâmık Kemal de İstanbul'dan uzaklaştırılmak için Erzurum'a vali muavini olarak atandı. Bu göreve gitmeyi çeşitli engeller çıkarıp erteledi ve Mustafa Fazıl Paşa'nın çağrısı üzerine Ziya Paşa'yla birlikte Paris'e kaçtı. Bir süre sonra Londra'ya geçerek M. Fazıl Paşa'nın parasal desteğiyle Ali Suavi'nin Yeni Osmanlılar adına çıkardığı Muhbir gazetesinde yazmaya başladı. Daha sonra Ali Suavi'yle anlaşamaması üzerine Muhbir'den ayrıldı. 1868'de gene M. Fazıl Paşa'nın desteğiyle Hürriyet adı altında başka bir gazete çıkardı. Çeşitli anlaşmazlıklar sonucu, Avrupa'da desteksiz kalınca, 1870'te zaptiye nazırı Hüsnü Paşa'nın çağrısı üzerine İstanbul'a döndü. Nuri, Reşat ve Ebüzziya Tevfik beylerle birlikte 1872'de İbret gazetesini kiraladı. Aynı yıl burada çıkan bir yazısı üzerine gazete hükümetçe dört ay süreyle kapatıldı. Nâmık Kemal İstanbul'dan uzaklaştırılmak amacıyla Gelibolu mutasarrıflığına atandı. Orada yazmaya başladığı Vatan Yahut Silistire oyunu, 1873'te Gedikpaşa Tiyatrosu'nda sahnelendiğinde halkı coşturup olaylara neden oldu. Bu haberi İbret gazetesinin yazması üzerine o sırada İstanbul'a dönmüş olan Nâmık Kemal birçok arkadaşıyla birlikte tutuklandı. Bu kez kalebentlikle Magosa'ya sürgüne gönderildi. 1876'da I. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'a döndü. Şura-yı Devlet (Danıştay) üyesi oldu. Kanun-î Esasi'yi (Anayasa) hazırlayan kurulda görev aldı. 1877 Osmanlı - Rus Savaşı çıkınca II. Abdülhamid'in Meclis-i Mebusan'ı kapatması üzerine tutuklandı. Beş ay kadar tutuklu kaldıktan sonra Midilli Adası'na sürüldü. 1879'da Midilli mutasarrıfı oldu. Aynı görevle 1884'te Rodos, 1887'de Sakız Adası'na gönderildi. Ertesi yıl burada öldü ve Gelibolu'da Bolayır'da gömüldü. 

          Nâmık Kemal ilk şiirlerini çocuk denecek yaşlarda yazmaya başlamıştır. İstanbul'a geldikten sonra eski ve yeni kuşaktan şairlerin bir araya gelerek kurdukları Encümen-i Şuârâ'ya ve bazı divan şairlerine nazireler yazmıştır. Şinasi'yle tanışıncaya değin, şiirlerinde tasavvuf etkileri görülür. Bu dönemde özellikle Yenişehirli Avni, Leskofçalı Galib gibi şairlerden etkilenmiştir. Şinasi'yle tanışmasından sonra şiirlerindeki içerik de değişmiştir. Günlük konuşma dilinden alıntıların yanı sıra, o zamana değin geleneksel Türk şiirinde görülmemiş olan "hürriyet kavgası", "esaret zinciri", "vatan", "kalb-i millet" gibi yepyeni kavramlarla birlikte, doğrudan doğruya düşüncenin aktarılmasını amaçlayan bir tür "manzum nesir" oluşturmuştur. Bosna - Hersek Savaşları, 93 Savaşı gibi olayların yarattığı sonuçlar, onun yazdığı vatan şiirlerini etkilemiştir. Bu şiirlerin en tanınmışları arasında "Vâveyla", "Vatan Mersiyesi", "Vatan Şarkısı" ve "Hürriyet Kasidesi" yer alır. Nâmık Kemal şiirleriyle şiir tekniğine büyük bir katkıda bulunmuş sayılmazsa da o günler için alışılmamış diri bir sesle konuşmuş olması ve yapıtlarına kattığı yeni kavramlarla Türk şiirini divan şiirinin edilgen edasından kurtarmıştır. Bütün bu nitelikler onun Vatan Şairi olarak anılmasına yol açmıştır. Tiyatro türüne özellikle önem veren Nâmık Kemal, altı oyun yazmıştır. Bir yurtseverlik ve kahramanlık oyunu olan Vatan Yahut Silistre yalnız ülke içinde değil, Avrupa'da da ilgi uyandırmış ve beş dile çevrilmiştir. Magosa'dayken yazdığı Gülnihal'de baskıya ve zulme karşı duyduğu tepkiyi dramatik bir biçimde dile getirmiştir. Oyunun sahnelenmesinde pek çok bölüm sansüre uğramıştır. Nâmık Kemal yine Magosa'da yazdığı Akif Bey'de, yurtsever bir deniz subayının göreve koştuğu sırada karısının kendisine bağlılık göstermeyişini anlatırken, ahlaksal bir yorum da getirir. Zavallı Çocuk'ta görücü yoluyla evlenmeye karşı çıkar. 

         On beş perdelik Celaleddin Harzemşah, Nâmık Kemal'in en beğendiği yapıtı olarak bilinir. Oyun, Moğollara karşı İslam dünyasını koruyan Celaleddin Harzemşah'ın kişiliği çevresinde gelişir. Bu yapıtta Nâmık Kemal, İslam birliği düşüncesini kapsamlı bir biçimde sergilemiştir. Nâmık Kemal'in ilk romanı olan İntibah 1876'da yayımlanmıştır. Ruhsal çözümlemelerinin, bir olayı toplumsal ve bireysel yönleriyle görmeye çalışmasının yanı sıra, dış dünya betimlemeleriyle de İntibah, Türk romanında bir başlangıç sayılabilir. Eleştirmenler Nâmık Kemal'in bu romanda yüksek bir edebi düzey tutturamadığı görüşünde birleşirler. Dört yıl sonra yayımladığı Cezmi, tarihsel bir romandır. Kırım Şehzadesi Adil Giray'ın yaşadığı aşk ve Cezmi'nin onu kurtarmak isterken geçirdiği serüvenlerle gelişen romanda, Nâmık Kemal'in tam anlamıyla Avrupa romantizminin etkisinde olduğu izlenir. Nâmık Kemal'in yaşamı boyunca ilgi duyduğu alanlardan birisi de tarihtir. Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluş ve yükseliş dönemlerini anlattığı Devr-i İstila yayımlandığında büyük ilgi görmüştür. 1872'de çıkan Evrak-ı Parişan'da, Selahaddin Eyyubi, Fatih gibi tarihi kişilikleri, Barika-i Zafer'de İstanbul'un alınışını anlatır. Ahmed Nâfiz takma adıyla yayımladığı Silistre Muhasarası ve Kanije, yine Osmanlı tarihine ilişkin kahramanlık olaylarını ele alan kitaplardır. Nâmık Kemal'in, tarih konusunda en kapsamlı çalışması olan Osmanlı Tarihi'nde Hammer'in etkisinde kaldığı, yapıtın bilimsel olmaktan çok, eğitici değer taşıdığı konusunda görüşler ileri sürülmüştür. Yarım kalan bu yapıtın ilk basımı II. Abdülhamid tarafından yasaklanmıştır. 

        1975'te yayımlanan Büyük İslam Tarihi adlı yapıtındaysa Nâmık Kemal, İbn Haldun ve İbn Rüşd'den yararlanmış olduğunu belirtmiştir. Nâmık Kemal romanı ve tiyatroyu toplumsal yaşama soktuğu gibi, edebiyat eleştirisini de Türkiye'ye ilk getiren kişilerden biri olmuştur. En önemli eleştiri yapıtları Tahrib-i Harâbât ile Takip'dir. Eleştirilerinde canlı, dolaysız bir üslup kullanmıştır. Tahrib-i Harâbât, Ziya Paşa'nın Harâbât adlı güldestesine karşı yazılmış sert bir eleştiri niteliğindedir. Takip de yine aynı güldestenin ikinci cildini eleştirir. Mukaddeme-i Celal eleştirisinde Nâmık Kemal, Batı edebiyatı ile Doğu edebiyatını karşılaştırmış, tiyatro, roman türleri üstünde durmuştur. Nâmık Kemal gazeteci olarak da Türk kültürü içinde önemli bir yer alır. Döneminin hemen hemen bütün yenilik yanlısı ve ilerici gazetelerinde yazmıştır. Siyasal ve toplumsal sorunlardan edebiyat, sanat, dil ve kültür konularına dek çok çeşitli alanlarda yazdığı makalelerin sayısı 500 kadardır. Bunlarda düzyazıdaki üstün yeteneğini ortaya koyduğu ve çok etkili bir üslup yarattığı kabul edilir.


TÜRK Büyükleri - Mirza Feth Ali Ahundzade

Mirza Feth Ali Ahundzade

          Azeri Türkleri içinde, yarattığı eserlerle Türk milliyetçiliğine hizmet eden Mirza Feth Ali Ahundzade, 1812'de Şeki'de doğmuştur. Ailesindeki huzursuzluk nedeni ile annesi tarafından Güney Azerbaycan'daki Erdebil
Mirza Feth Ali Ahundzade
şehrine, Ahund Hacı Alesger'in yanına götürülmüştür. Alesger, Feth Ali'yi evlatlığa kabul etmiş, Feth Ali de onu babası saymıştır. 1825 yılına kadar Erdebil'de yaşamış, ailesiyle önce Gence şehrine oradan 1826'da doğduğu yer olan Şeki'ye yerleşmişlerdir. 

         Güney Azerbaycan'da başladığı eğitimini burada tamamlamıştır. 1834'de Alesger'in yardımıyla Tiflis'e gitmiş ve şark dilleri tercümanı görevine başlamıştır. Ölümüne kadar Tiflis'te yaşayan Feth Ali, Azeri Türkçesi, Osmanlı Türkçesi, Rus, Fars ve Arap dillerini çok iyi öğrenmiştir. Rusya'nın doğu siyasetinin belirlenmesinde etkili olmuştur. Sanat hayatına, Azeri Türkçesi ve Farsça şiirler yazarak başlamıştır. Eserlerinin büyük bir kısmını çağdaşları olan sanatçılara yazdığı manzum mektuplar oluşturur. 1850-1855 yılları arasında drama yazmaya başlamış, Türk dünyasının ilk örnekleri olan altı komedi yazmıştır. Döneminin Azerbaycan hayatını usta bir dil ile yansıtan Feth Ali, 1857'de alfabe üzerinde çalışmaya başlamıştır. Arap alfabesinin ıslahı ve alfabe reformu için projeler hazırlamıştır. İlk proje Arap alfabesi, sonrakiler Latin alfabesi üzerine hazırlanmıştır. 1864'te "Kemalütdövle Mektupları" adlı eserini bitirmiş ancak yayınlatmamıştır. 1878'de Tiflis'de vefat etmiştir.


© Copyright. Tüm hakları saklıdır. Sitemizdeki yazı ve dökümanları kaynak göstererek kullanabilirsiniz .